16/12/2025
Çocukların beyinleri, anne ve babayı aynı duygusal etkiyle algılamaz. Nörobilim araştırmaları, özellikle babanın öfkesinin sadece daha yüksek sesli olmadığını; çocuk beyninde daha güçlü ve daha derin bir iz bıraktığını gösteriyor.
Bunun nedeni, beynin alarm merkezi olan amigdalanın, babanın sesini yükseltmesiyle daha hızlı ve yoğun şekilde devreye girmesidir. Bu da çocukta güçlü stres tepkilerine yol açar; kalp atışı hızlanır, nefes sığlaşır, stres hormonları yükselir. Bu “tehlike” hissi o kadar baskın olabilir ki, tek bir öfke anı bile çocuğun donakalmasına, içine kapanmasına ya da gözyaşlarına boğulmasına yetebilir.
Peki, neden böyledir? Çünkü çocuklar çoğu zaman babayı daha güçlü bir duygusal referans noktası olarak algılar. Bu, babayı daha çok sevdikleri anlamına gelmez. Babanın tepkilerinin genellikle daha nadir olması ve tarihsel olarak “koruyucu figür” olarak algılanması, bu etkiyi artırır. Anne ve babanın eşit derecede ilgili olduğu ailelerde bile, babanın öfkesi çocuk için daha “ağır” ve daha “kesin” hissedilebilir.
Çocuk bunu içselleştirir. Bazen “Bir hata yaptım” demek yerine, farkında olmadan “Ben kötü biriyim” sonucuna varabilir.
Uzun vadede bu anlar, çocuğun öz değer algısını ve ileride kuracağı ilişkilerin temelini etkileyebilir. Bazı çocuklar çatışmadan kaçınan yetişkinlere dönüşür, bazıları ise başkalarının hayal kırıklığına karşı aşırı hassas hale gelir.
Ama çok önemli bir nokta var:
Bir babanın iyileştirme gücü, incitme gücü kadar güçlüdür.
Özür dilemek, yumuşamak ve yeniden bağ kurmak; çocuğun güvenlik ve güven duygusunu onarır, hatta yeniden inşa eder.
Çocukların kusursuz ebeveynlere ihtiyacı yoktur.
İhtiyaçları olan şey, bir şeyler ters gittiğinde bunu fark edebilen ve sevgiyle geri dönebilen ebeveynlerdir.
Çünkü sizin sesiniz, onların iç sesi olur.
Ve sizin toparlanma biçiminiz, onlara hiç hata yapmamak değil; hata yaptıktan sonra da orada kalabilmenin ve bu hatanın etkilerini toparlayabilmenin, asıl güç olduğunu öğretir.