23/12/2025
SDG ÜZERİNDE ENTEGRASYON BASKISI
Suriye Hükümeti ile Demokratik Suriye Güçleri (SDG) arasında Suriye ordusuna entegrasyon görüşmeleri sürerken, 22 Aralık’ta Halep’te taraflar arasında şiddetli çatışmalar yaşandı.
DSG tarafından yapılan resmi açıklamada, çatışmaların Şam hükümeti Savunma Bakanlığı’na bağlı grupların Halep’teki Şeyhan Meydanı’nda bulunan bir asayiş noktasına saldırmasıyla başladığı vurgulanırken, Suriye Savunma Bakanlığı ise yaptığı açıklamada çatışmaların SDG güçlerinin aniden ortak güvenlik noktalarından çekilerek Suriye askerlerine ateş açmasıyla başladığı belirtildi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Şam’a gerçekleştirdikleri ziyaretin ardından başlayan çatışma 1 Nisan 2025’te yapılan anlaşmayı yeniden gündeme getirdi.
SDG ve HTŞ, 1 Nisan 2025’te Şam’da imzalanan bir anlaşma ile “Suriye’nin geleceği için işbirliği yapma”, “Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve birliğini koruma”, “Kürt toplumunun haklarını güvence altına alma” ve “siyasi çözüm için diyaloğa girme kararı” almıştı.
Halep’in iki Kürt mahallesi Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallesi 10 Mart anlaşmasının hayata geçirilmesi yönünde pilot bölge olarak seçildi. Mutabakat gereği SDG güçleri Halep’ten çekilip Fırat’ın doğusuna geçti. Geride asayiş güçleri kaldı, bunların da İçişleri Bakanlığı bünyesinde varlık göstermesi öngörüldü. Pilot bölgenin entegrasyonu için bir rota çizildi. İki mahallenin sivil meclislerinin de yerel idare ile (Halep valiliği ve idari yapıları ile) birleştirilmesi yönünde yapılan plan sahada uygulanamadı. SDG çekildikten sonra iki mahalle kuşatma altına alındı ve yer yer çatışmalar yaşandı.
Entegrasyon baskısı artıyor!
10 Mart 2025 tarihinde Ahmet Şara ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında 8 maddelik bir antlaşma imzalandı. Anlaşma, yıl sonuna kadar tamamen hayata geçirilmesi için tarafları çalışmalar yürütmekle yükümlü kılıyor.
Türkiye anlaşma yükümlülüklerini yerine getirmesi için SDG’ye aba altından sopa gösteriyor. Dışişleri Bakan sık sık “Askeri yola başvurmak istemiyoruz. Sabrımız tükeniyor!” açıklaması yapıyor.
SDG üzerinde entegrasyon baskısı sürerken, 17 Aralık’ta Şam’ın entegrasyon teklifini SDG’ne resmen ilettiği haberi medyaya düştü.
Habere göre;
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra, Şam’ın 13 maddelik entegrasyon yol haritasını SDG’ye resmen iletti.
13 maddeden oluşan Şam’ın son teklifine göre SDG, Suriye ordusu içinde üç ayrı tümen halinde yeniden örgütlenebilecek.
Anlaşmanın şartlarına göre, SDG üç ayrı tümen halinde yapılandırılmış birleşik bir güç olarak faaliyet göstermeye devam edecek.
Birinci tümen, Suriye’nin kuzeydoğu sınırlarını güvence altına almakla görevli Sınır Koruma Tümeni olacak.
İkinci tümen, SDG’nin mevcut kadın birimlerini koruyacak Kadın Tümeni olacak.
Üçüncü tümen ise, aşırılıkçı gruplara karşı operasyonlarda doğrudan Suriye hükümeti ile koordinasyon sağlayacak Terörle Mücadele Tümeni olacak.
SDG, Suriye ordusunun Kuzeydoğu Suriye’deki varlığını sınırlamakta ısrar ediyor ve sadece kendi üç tümeninin Fırat’ın doğusunda konuşlandırılmasını talep ediyor.
Önerinin en önemli noktalarından biri anlaşmanın Şam hükümetinin ordu veya güvenlik birimlerinden hiçbir birimin kuzeydoğu Suriye’ye girmesine izin verilmeyeceğini taahhüt etmesi. Bu da SDG’nin bölge üzerindeki özerk kontrolünü fiilen koruması anlamına geliyor.
Şam, SDG’ye devletin askerî ve güvenlik kurumlarında önemli temsil hakkı vermeyi kabul etti. Anlaşma, savunma bakan yardımcısı, içişleri bakan yardımcısı ve genelkurmay başkan yardımcısı olmak üzere üç bakan yardımcılığı görevinin SDG adaylarına tahsis edilmesini öngörüyor.
Öte yandan SDG’nin üst düzey 70 askerî isminin yeni Suriye ordusuna entegrasyonu ve yeniden yapılandırılmış Suriye ordusunun liderlik pozisyonları için listelendiği bildiriliyor. (https://t24.com.tr/)
18 Aralık’ta Rojava Özerk Yönetimi Müzakere Komitesi, DSG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda ön anlaşma sağlandığını, kurumların işleyişiyle ilgili detayların görüşüldüğünü duyurdu.
Açıklamada, “Suriye ordusunun askeri yapılanması içinde 3 DSG biriminin tutulması konusunda ön anlaşmaya varıldığı belirtildi.
Açıklamada, “Her iki taraftan uzman komiteler aracılığıyla kurumların örgütsel yapısının detayları üzerinde görüşmeler yapılıyor. Yakın gelecekte somut adımların atılması bekleniyor” ifadelerine yer verildi. (https://www.rudaw.net/)
SDG’nin üç ayrı tümen halinde Suriye Ordusu’na katılması konusunda ön mutabakat sağlandığı haberleri medyaya yansısa da, gerek Özerk Yönetim, gerekse Şam yönetimi bu haberleri doğrulamış ve resmi açıklama yapmış değil.
T.C. devletinin tavrı ise SDG’nin iç bütünlüğünü koruyarak Suriye Ordusu’na katılması yerine, kendisini dağıtarak katılması yönündedir.
Özerk yönetim ne istiyor?
Rojava’da özerk yönetim elinde tuttuğu bölgesel iktidarını, kurulacak yeni bir Suriye rejimi içinde, iktidardan pay alma karşılığında dağıtmak istemiyor. Rojava’daki yapıyı korumak için silahlı gücünü Suriye merkezi ordusu içinde çözme planını reddediyor. Bölgede, âdemi merkeziyetçi bir yapı içinde iktidarını sürdürmek istiyor. T.C. bunu kendisine yönelik bir tehdit olarak algılıyor ve devam eden pazarlıklarda, eğer Rojava’daki özerk bölge yönetimi tavrında ısrar ederse, askeri yola başvurmak ile tehdit ediyor.
İsrail de devam eden süreci akamete uğratmak için açıkça Suriye’de merkezi bir devlet örgütlenmesini engellemeye çalışıyor. İsrail’in Suriye planı 4 ayrı devletten oluşuyor. Güney’de aslında Golan Tepelerinin işgalinin devamı olan doğrudan İsrail’in kontrolünde bir Dürzi devleti, Akdeniz kıyısında bir Nusayri devleti, Kuzey Batı Rojava’da Kürdistan devleti, ülkenin geri kalan kısmında bir Sünni Arap devleti.
Ortadoğu’da kurulmaya başlanan yeni düzende Suriye’nin ne olacağı konusunda iki ayrı plan, program çatışıyor. HTŞ ve Türkiye’nin planı, bütün Suriyeli güçlerin içinde bir biçimde yer alacağı, HTŞ’in başat güç olduğu merkezi bir Suriye devleti ve İsrail’in dört ayrı devlete bölünmüş yeni Suriye planı.
Rojava’da belirleyici emperyalist güç olan ABD emperyalizmi, bir yandan SDG silahlı güçlerinin Suriye ordusuna entegre olmasını savunurken, diğer yandan Pentagon SDG’ye silah ve para desteğini sürdürüyor. Aynı zamanda ABD İsrail’i de destekliyor. Bu nedenle ABD’nin Suriye tavrı ikirciklidir.
Türkiye ve ABD’nin Suriye planı örtüşse de sürecin nereye doğru evrileceği henüz belli değil, Suriye’de çok seçenekli bir satranç oynanıyor ve bu satrançta oyun kurucu ABD’dir!
Suriye’de emperyalist büyük güçler arasında paylaşım dalaşı yaşanıyor. Emperyalistler, işbirlikçileri, gerici bölge devletleri paylaşımdan pay kapmaya çalışıyor.
Emperyalist paylaşımdan en fazla zararı gören işçiler, emekçiler, ezilen halklardır. Çıkarlar için birbirine kırdırılan, ölen, yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakılan onlardır.
Suriye’nin kaostan çıkmasının tek yolu vardır:
Suriye’de çeşitli ulus ve milliyetlerden işçiler, emekçiler, ezilenler, halklar için tek gerçek çözüm, ulusların ayrılma hakkına sahip olduğu, özgür bir ortamda tüm milliyetlerin eşit koşullarda yan yana yaşadığı, demokratik federatif bir Suriye devletidir.
Ancak bunun emperyalizmin, kapitalizmin egemenliği şartlarında gerçekleşmesi mümkün değildir.
Suriye’de gerçek çözüm işçi sınıfı önderliğinde devrimdedir.
Devrimci, komünist güçlerin güncel zayıflıkları sonucu, bugün Suriye’de olan öncelikle T.C. ile İsrail arasında Suriye üzerinde egemenlik dalaşıdır. Bu dalaş sonucu olarak ortaya çıkacak yeni yapılanmalar, bunlar ne olursa olsun, Suriye’de yaşayan halklara özgürlük, demokrasi vb. getirmeyecektir. Yürüyen çatışmalar, savaşlar emperyalist ve gerici çıkarlar için yürümektedir. Halklar bu savaşlarda tüketilen malzeme konumundadır. Bu çatışma ve savaşların derhal durdurulması halkların yararındır.
Halklar kendi burjuvazilerine ve onların gerisindeki emperyalist güçlere karşı kendi savaşlarını örgütlemeli, yürütmelidirler.
23 Aralık 2025