Mücadeleye ÇAĞRI

Mücadeleye ÇAĞRI Yeni Dünya İçin Çağrı dergisinin resmi Facebook sayfasıdır.

Yeni Dünya İçin Çağrı dergisi gelişmelere Marksizm Leninizm’in bilimsel öğretisi doğrultusunda bakan,
yorumlayan üç ayda bir yayınlanan siyasi teorik bir dergidir. Yeni Dünya İçin Çağrı dergisi üç ayda bir yayınlanan gelişmelere Marksizm Leninizm’in bilimsel öğretisi doğrultusunda bakan, yorumlayan siyasi, teorik bir dergidir.

ABD emperyalizminin Venezuela’ya saldırması, devlet başkanı Maduro ve eşini kaçırması, İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi...
04/01/2026

ABD emperyalizminin Venezuela’ya saldırması, devlet başkanı Maduro ve eşini kaçırması, İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri tarafından Taksim Tünel’de düzenlenen basın açıklaması ile protesto edildi.
Eylemde okunan açıklamada ABD’nin Venezuela’ya yönelik korsan eylemlerine karşı çıkılırken, Maduro yönetiminin “ilerici, halkçı” görülerek savunulması tutumunu doğru bulmuyoruz.
ABD emperyalizminin Venezuela devletinin egemenliğini hiçe sayması, ona saldırması, seçilmiş devlet başkanını korsan bir eylem sonucunda kaçırması elbette kabul edilemez!
Her devlet gibi Venezuela devleti de egemen bir devlettir.
Hiçbir devletin başka bir devlete saldırma, onu işgal etme hakkı yoktur. Devletlerin yönetimi ne olursa olsun, her devletin yaşama hakkı vardır. Burjuva devletleri yıkacak tek güç o devlette yaşayan işçi, emekçi ve ezilenlerdir.
Venezuela devletinin egemenlik haklarına yönelen saldırılara biz de karşı çıkıyoruz. Venezuela devletinin egemenlik haklarına sahip çıkıyor ve destekliyoruz.
Venezuela devletinin egemenlik haklarına sahip çıkmak ve desteklemek ile Venezuela devletinin andaki yönetimini savunmak ve desteklemek birbirine karıştırılmamalıdır. Bu ayrım ve farklılık solun kahir çoğunluğu tarafından dikkate alınmamaktadır.

VENEZUELA’DA ABD KORSANLIĞI…ABD EMPERYALİZMİ VENEZUELA’DAN DEFOL!ABD, Eylül 2025’te abluka altına aldığı Venezuela’ya ge...
04/01/2026

VENEZUELA’DA ABD KORSANLIĞI…
ABD EMPERYALİZMİ VENEZUELA’DAN DEFOL!

ABD, Eylül 2025’te abluka altına aldığı Venezuela’ya geniş çaplı hava saldırıları düzenledi. Hava saldırılarında birçok askeri tesis ve liman vuruldu. Başta başkent Karakas olmak üzere Miranda, Aragua ve La Guaira eyaletleri hedef alındı. Saldırılarda kaç kişinin yaşamını yitirdiği henüz bilinmiyor.
Seçilmiş meşru devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşi ABD tarafından Amerika’ya kaçırıldı.
Egemen bir devletin seçilmiş devlet başkanın korsan bir eylem sonucunda kaçırılması haydutluktur! Bu haydutluğun, emperyalistlerin çıkarları gerektiği zaman sözünü ettikleri uluslararası hukuk ile bir ilgisi yoktur.
Trump saldırılar ardından gazetecilere yaptığı açıklamada; ABD’nin Venezuela’yı geçici olarak “Güvenli, uygun ve sağduyulu bir geçiş yapana kadar ülkeyi” yöneteceklerini, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Genelkurmay Başkanı Dan Caine olmak üzere birkaç üst düzey ABD’li yetkilinin ülkenin yönetiminde yer alacağını söyledi.
Trump gazetecilere yaptığı açıklamada, gerçekte amaçlarının ne olduğunu açıkça ortaya koydu.
1. 303 milyar 200 milyon varillik kanıtlanmış petrol rezerviyle dünyada birinci sırada yer alan, başta petrol olmak üzere Venezuela’nın doğal kaynaklarına çökmek!
2. Çıkarlarına zarar veren, kontrolü dışına çıkan Chavenistlerin iktidarını yıkıp, yerine kendi çıkarlarını savunan burjuvaziyi iktidara getirmek!
ABD Latin Amerika’yı arka bahçesi olarak görüyor. Latin Amerika ve Karayipler’deki siyasi, ekonomik ve askeri kontrolünü mümkün olduğunca genişletmeyi ve Monroe Doktrini’ne tamamen geri dönmeyi planlıyor. Nitekim Trump’ın gazetecilere yaptığı açıklamada Venezuela’nın ABD’nin “Monroe Doktrini”nine kadar uzanan dış politika prensiplerini ihlal ettiğini” söylemesi, “Yeni ulusal güvenlik stratejimizle artık bunu unutmayacağız. Amerika’nın Batı Yarımküre’deki hakimiyeti bir daha asla sorgulanmayacak.” Demesi boşuna değil.
ABD’nin Maduro ve eşini “uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terör örgütleriyle iş birliği yapmak ile suçlaması” ve yargılayacak olması; emperyalist emellerine geçirdiği kılıftır. Asıl amaç Venezuela’nın başta petrol olmak üzere doğal zenginliklerini ele geçirmek, kendi denetimde kukla bir rejim oluşturmaktır.
Bugün dünyanın genelinde emperyalist büyük güçler arasında yeniden paylaşım dalaşı yaşanıyor. Bu paylaşım dalaşında iki blok şekillenmiş durumdadır. Bir yanda Çin, Rusya önderliğinde doğu bloğu, diğer yanda ABD önderliğinde batı bloğu! Latin Amerika’da, Karayipler’de, Venezuela’da yaşanılan gelişmelerde bu paylaşım dalaşının bir parçasıdır.
Latin Amerika’da özellikle Küba, Nikaragua, Kolombiya ve Brezilya; ABD’nin tam kontrolü altında değil. “Monroe Doktrini”, ABD’nin “Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi” bu ülkeler için tehdit oluşturuyor.
Dünya genelinde, dünyanın yeniden paylaşım dalaşı içinde Rusya ve Çin emperyalizmi ile dalaşan ABD emperyalizmi, arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’da, Karayip Denizi’nde Rusya ve Çin’in aktif olmasını, nüfuz ve pazar alanlarına sahip olmasını engellemek istiyor.

Kurtuluş halkların kendi elindedir!
Emperyalistler, çıkarları gerektiği zaman, çeşitli gerekçeler uydurarak ülkelere saldırıyor, işgal ediyor, savaş çıkartıyor ve vekalet savaşları yürütüyorlar.
Dünya işçi sınıfı ve ezilen halkların birliği, ortak mücadelesi; işçi sınıfı önderliğinde devrimler emperyalizmi durduracak güçtür. Bunun için örgütlenmek ve mücadele etmek görevdir.
Her burjuva devlet gibi Venezuela da egemen bir devlettir. ABD emperyalizmi Venezuela’nın devlet egemenliğini hiçe sayması, Venezuela’ya saldırması ve seçilmiş devlet başkanını kaçırması kabul edilemez!
ABD emperyalizminin gerekçe ne olursa olsun Venezuela’ya saldırma, onu işgal etme hakkı yoktur. Venezuela devletinin yönetimi ne olursa olsun, her devlet gibi Venezuela devletinin de yaşama hakkı vardır.
Venezuela’da iktidarda olan güç ulusal burjuvazidir. Sistem kapitalist sistemdir. Chavenistlerin attığı bütün adımlar sistem içi adımlardır. “Bolivarcı Devrim” adı verilen olgu, gerçekte burjuvazinin değişik kesimleri arasında bir iktidar değişikliğidir. Venezuela’da iktidar esas olarak bağımsızlık yanlısı ulusal burjuvazinin siyasetinin temsilcilerinin elindedir ve onların çıkarlarını temsil etmektedir.
Venezuela’da yoksul halkın yaşamını az da olsa düzelten önlemler ve gerek ulusal ekonominin gelişmesini güçlenmesini sağlayacak devletleştirme adımları ve gerekse de bu temelde elde edilen görece ulusal bağımsızlık, ne Chavenistlerin ne de Venezuela’nın sosyalizme doğru ilerlediğini gösteren gelişmeler değildir.
Venezuela’da uygulanan ekonomik politikalar, devletleştirme adımları, ABD ile çelişkiler, görece ulusal bağımsızlık siyaseti ve benzeri gelişmeler; Chavenistleri sosyalist ve onların Venezuela’da sosyalizmin kurulmasına yönelik adımları olarak gösteriliyor. Devlet kapitalizminin sosyalizmle bir ilgisi yoktur!
ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik fiili askeri saldırılarına ve korsanca eylemine karşı çıkıyor, Venezuela Devleti’nin egemenlik haklarını savunuyoruz. Bu tavrımız ulusal burjuvazinin iktidarını desteklediğimiz anlamına gelmez.
Venezuela devletinin egemenlik haklarına sahip çıkmak ile Venezuela devletinin andaki yönetimini savunmak ve desteklemek birbirine karıştırılmamalıdır.
Venezuela’da işçilerin ve emekçilerin görevi; bir yandan ABD emperyalizminin askeri saldırılarına karşı ülkelerinin bağımsızlık mücadelesinin en ön saflarında savaşırken, aynı zamanda burjuvazinin iktidarına karşı bağımsız sınıf mücadelesi yürütmek, burjuva iktidarını devrimle yıkmak için örgütlenmek ve mücadele etmektir.
ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik saldırılarına, korsan eylemine karşı çıkalım!
Venezuela’da ne yapılacağına ABD emperyalizmi değil, Venezuela halkları karar vermelidir.
Dayanışmamız Venezuela halklarınadır!
Halklar emperyalistlerin, burjuvazinin çıkarları için ölmeyi ve öldürmeyi reddettiklerinde, silahları gerçek düşmanlarına çevirdiklerinde, kendi kaderlerini ellerine aldıklarında; kurtuluşları yakın demektir!
Kahrolsun emperyalizm!
Kahrolsun ABD emperyalizmi!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
4 Ocak 2026

ABD EMPERYALİZMİNİN VENEZUELA’YA HAYDUTÇA SALDIRISINI KINIYORUZ!ABD Venezuela’nın başkenti Caracas’a hava saldırıları dü...
03/01/2026

ABD EMPERYALİZMİNİN VENEZUELA’YA HAYDUTÇA SALDIRISINI KINIYORUZ!

ABD Venezuela’nın başkenti Caracas’a hava saldırıları düzenledi.
Medyaya yansıyan bilgilere göre ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'daki hedeflere saldırılar düzenlenmesi talimatı verdi. Bu hedefler arasında askeri tesisler de bulunuyor.
Saldırıların ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Trump, “ABD, Venezuela ve lideri Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya karşı geniş çaplı bir saldırı düzenleyerek Maduro ile eşini yakalamayı ve ülkeden çıkarmayı başardı. Bu operasyon ABD kolluk kuvvetleriyle iş birliği içinde gerçekleştirilmiştir.” Dedi.
Venezuela hükümeti ise ABD’nin saldırılarını kınadı.
Hükümetten yapılan açıklamada, "Venezuela, Amerika Birleşik Devletleri'nin mevcut hükümeti tarafından Venezuela topraklarına karşı gerçekleştirilen son derece ciddi askerî saldırıyı uluslararası toplum nezdinde reddediyor, kınıyor ve şiddetle protesto ediyor" denildi.
Açıklamanın hemen ardından Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro olağanüstü hal (OHAL) ilan etti.
Nicolas Maduro saldırıları, "ABD'nin ülkesinin petrolünü ve madenlerini ele geçirme girişimi" olarak nitelendirerek kınadı.
Maduro, “ABD'nin, Venezuela'nın stratejik kaynaklarını ele geçirerek ülkesinin siyasi bağımsızlığına güç kullanarak son vermek" istediğini savundu ve seferberlik ilanı kararı aldı.
Venezuela Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, devlet televizyonu VTV Venezuela'ya yaptığı açıklamada Devlet Başkanı Maduro ve eşi Flores'in nerede olduğunu bilmediklerini, "Başkan Donald Trump hükümetinden, Başkan Maduro ve eşinin hayatta olduklarına dair derhal kanıt talep ediyoruz" dedi.

ABD ne istiyor?
ABD, Venezuela’da kendi çıkarlarına zarar veren, kontrolü dışına çıkan Chavenistlerin iktidarını yıkıp, yerine kendi çıkarlarını savunan burjuvaziyi iktidara getirmek istiyor. Bunu gerçekleştirmek için hazırlıklarını ve saldırılarını bir üst aşamaya taşıdı.
Karayip Denizi’nde Venezuela’yı abluka altına alan, petrol tankerlerini bloke eden, ABD ordusu eylül başından bu yana Karayipler ve Doğu Pasifik'te uyuşturucu taşıdığını iddia ettiği teknelere en az 26 saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırılarda 100'ü aşkın kişi hayatını kaybetti.
ABD emperyalizmi Nicolas Maduro yönetimini devirmenin yanı sıra, Venezuela’nın petrol ve diğer yeraltı kaynaklarına sahip olmak istiyor.
Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine ve önemli miktarda altın, demir, bakır ve diğer madenlere sahip olmasıyla doğal kaynaklar açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir.
ABD emperyalizmi aynı zamanda arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’yı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmek istiyor. Venezuela’ya yapılan haydutça saldırılar, Latin Amerika’yı dizayn etme hedefinin bir parçasıdır.
ABD’nin Latin Amerika’yı yeniden dizayn etme hedefi, özellikle Küba, Nikaragua, Kolombiya ve Brezilya gibi ülkeler için bir tehdit oluşturuyor.
Latin Amerika’da ABD emperyalizmi, nüfuz ve pazarlar için kendisiyle rekabet eden Çin ve Rusya emperyalizmi ile dalaşıyor. Latin Amerika’da ABD ile Çin ve Rusya arasında egemenlik dalaşı yaşanıyor.

Venezuela halkının yanındayız!
Her burjuva devlet gibi Venezuela da egemen bir devlettir. ABD emperyalizmi Venezuela’nın devlet egemenliğini, devlet olarak varlığını hiçe sayıyor. Venezuela’yı abluka altına alıyor. Tehdit ediyor. Gemilerini batırıyor, sivil vatandaşlarına zarar veriyor. Askeri saldırı düzenliyor. Bütün bunları kendi emperyalist emelleri için yapıyor.
ABD emperyalizminin Venezuela’ya saldırma, onu işgal etme hakkı yoktur. Devletlerin yönetimi ne olursa olsun, her devletin yaşama hakkı vardır.
ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik askeri saldırılarına karşı çıkalım!
Venezuela devletinin egemenlik haklarını savunalım!
Venezuela devletinin egemenlik haklarına sahip çıkmak ve savunmak, Venezuela’da ulusal burjuvazinin iktidarını desteklemek değildir!
Venezuela devletinin egemenlik haklarına sahip çıkmak ile Venezuela devletinin andaki yönetimini savunmak ve desteklemek birbirine karıştırılmamalıdır.
Venezuela’da işçilerin ve emekçilerin görevi; bir yandan ABD emperyalizminin askeri saldırılarına karşı ülkelerinin bağımsızlık mücadelesinin en ön saflarında savaşırken, aynı zamanda burjuvazinin iktidarına karşı bağımsız sınıf mücadelesi yürütmek, burjuva iktidarını devrimle yıkmak için örgütlenmek ve mücadele etmektir.
Karayiplerde savaşa hayır!
Kahrolsun emperyalizm!
Kahrolsun ABD emperyalizmi!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
3 Ocak 2026

YEMEN’DE NELER OLUYOR?Yemen’de uzun süre aynı koalisyon içinde hareket eden Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikler...
03/01/2026

YEMEN’DE NELER OLUYOR?

Yemen’de uzun süre aynı koalisyon içinde hareket eden Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki rekabetin sahada açık çatışmaya dönüşmesi, gözlerin yeniden Yemen’e çevrilmesine neden oldu.
Yemen'in Suudi destekli hükümeti, ülkenin güneyindeki BAE destekli ayrılıkçı güçlere karşı saldırılar başlattı.
Güney Geçiş Konseyi (STC), aralık ayında Yemen’in doğusunda yer alan Hadramaut ve Mahra vilayetlerinin büyük bir bölümünü ele geçirdi.
Petrol açısından zengin kaynaklara sahip Hadramaut Suudi Arabistan sınırına yakın, petrol ve doğal gaz sahalarına açılan hatlar üzerinde. Riyad, Hadramut’un STC kontrolüne geçmesini kırmızı çizgi olarak görüyor.
Bu nedenle Suudi Arabistan’a yakın güçler, son haftalarda Hadramut’ta askerî varlığını artırdı. BAE’nin STC’nin etkisini genişletme girişimleri ise çatışmaları tetikledi.
Hadramut’ta yaşanılan gelişmeler, Yemen’de savaşın “Husilerle savaş” ekseninden çıkıp, Suudi Arabistan–BAE nüfuz mücadelesinin açık bir cephesine dönüşeceğine işaret ediyor.

Arka plan
2014 yılında Yemen’de, İran’ın desteklediği Husi milislerinin uluslararası alanda tanınan hükümeti başkent Sana'da devirmesiyle iç savaş başladı.
Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonunun bir yıl sonra hükümetin yönetimini yeniden kurmak için müdahale etmesinin ardından iç savaş tırmandı.
Savaşın başlangıcında, 1990'da kuzeyle birleşmeden önce ayrı bir ülke olan Güney Yemen için bağımsızlık isteyen STC ve diğer ayrılıkçı güçler, Husilerin güneydeki Aden şehrini ele geçirmesini engellemek için hükümet ile ittifak kurdu.
Ancak son yıllarda STC ve müttefikleri hükümete karşı cephe aldı. Aden'in ve ülkenin güneyinin büyük bir bölümünün kontrolünü aşama aşama ele geçirdi.
Suudi Arabistan ve BAE, Yemen'de İran’ın desteklediği Husilere karşı savaşta müttefik olarak hareket ettiler. Fakat destekledikleri rakip gruplar arasındaki iç çekişmeler aralarındaki ayrımı derinleştirdi.
Suudi Arabistan, Yemen’de merkezî ve birleşik bir devlet yapısını, BM’in tanıdığı Yemen hükümeti üzerinden ayakta tutmayı hedefliyor.
BAE ise Güney Yemen’de, özellikle Aden ve çevresinde etkili olan Güney Geçiş Konseyi aracılığıyla yarı özerk bir güney yapılanmasını destekliyor.
Bu iki yaklaşım uzun süre aynı koalisyon içinde idare edilmesine rağmen, son aylarda doğrudan güç mücadelesine dönüştü.
Suudi Arabistan liderliğindeki askeri koalisyon Yemen'in güneyindeki Mukalla limanında BAE destekli ayrılıkçı güçlere gittiği belirtilen bir silah sevkiyatına yönelik hava saldırısı yaptı.
Yemen Başkanlık Konseyi Birleşik Arap Emirlikleri güçlerinin 24 saat içinde ülkeden ayrılmasını talep etti.
Suudi Arabistan'ın bu talebe destek vermesinin ardından, 30 Aralık'ta BAE Yemen'de kalan güçlerini geri çekeceğini açıkladı.
Yemen’de yaşanılan gelişmelerin arka planında, emperyalistlerin, Suudi Arabistan, BAE ve İran arasında egemenlik dalaşı yatıyor. Başta petrol olmak üzere Yemen’in zengin kaynaklarına sahip olma mücadelesi yatıyor.
Emperyalistlerin, bölge gerici devletlerinin Yemen üzerinde egemenlik ve paylaşım dalaşından en büyük zararı Yemen hakları görüyor.
BM verilerine göre, iç savaşın başladığı 2014'ten 2025 yılına kadar Yemen'de 380 binden fazla insan hayatını kaybetti. Büyük bir yıkıma neden olan savaşla doğrudan veya dolaylı bağlantılı olarak tam kaç kişinin öldüğü ise net olarak bilinmiyor.
BM 2026 itibarıyla Yemen halkının yüzde 80'den fazlasının insani yardıma muhtaç olduğunu, yaklaşık 13 milyon Yemenlinin hayatta kalma mücadelesi verdiğini, 400 bin çocuğun ise yetersiz beslenme nedeniyle ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.
Halklar emperyalistlerin, işbirlikçilerinin ve gerici devletlerin çıkarları için ölmeyi ve öldürmeyi reddettiklerinde, silahları gerçek düşmanlarına çevirdiklerinde, kendi kaderlerini ellerine aldıklarında; kurtuluşları yakın demektir!
3 Ocak 2026

İRAN'DA KİTLE EYLEMLERİİran'da, riyalin döviz karşısında rekor seviyede değer kaybı, artan pahalılık nedeniyle 28 Aralık...
02/01/2026

İRAN'DA KİTLE EYLEMLERİ

İran'da, riyalin döviz karşısında rekor seviyede değer kaybı, artan pahalılık nedeniyle 28 Aralık’ta Tahran Çarşısı esnafının başlattığı ve ülke geneline yayılan protestolar/eylemler devam ediyor.
Eylemler son günlerde üniversitelere de sıçradı. Protestoların üniversitelere sıçramasının ardından İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan, enerji tasarrufu gerekçesiyle üniversitelerin ve kamu kurumlarının kapatıldığını duyurdu.
Enflasyonun yüzde 52'ye çıktığı, riyalin dolar karşısında 1,4 milyon riyale gerilediği, 6'ncı gününde devam eden protestolarda, güvenlik güçleri ile yaşanılan çatışmalarda 1'i çocuk 8 kişi yaşamını yitirdi.
Molla rejimi kitle eylemlerini şiddet ile kan ile bastırmaya, engellemeye çalışıyor.
İran’da 2022 yılında Mahsa Amini’nin katledilmesiyle bütün dünyada yankı uyandıran “Jin Jiyan Azadi” ayaklanması yaşanmıştı.
Genç Kürt kadını Amini’nin katledilmesinin ertesinde başlayan gösteriler, eylemler gelişerek güçlendi, kitleselleşti.
Molla rejiminin faşist uygulamalarına karşı biriken öfke, yıllardır ağır yaşam koşulları içinde, yokluk, yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalan işçi ve emekçi kesimlerin, işsizlerin… kısaca milyonların mevcut devlete karşı biriken öfkesi Mahsa Amini’nin katledilmesi vesilesiyle açığa çıkmıştı.
Şimdi İran’da yeniden kitlelerin kendiliğinden gelişen hareketi, eylemleri var.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde yer yer kendiliğinden gelişen kitle hareketleri yaşanıyor.
Hem İran’da, hem de dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşanılan kitle hareketlerinin temel eksikliği, işçi sınıfının savaş kurmay heyeti, işçi sınıfının öncü müfrezesi komünist partinin yokluğudur.
Kitlelerin kendiliğinden gelişen eylemlerine müdahale edebilecek, onları devrimci tarzda yönetip yönlendirebilecek Bolşevik tipte parti/ler eksikliği sadece ülkelerimiz için değil her ülkenin ihtiyacıdır, olmazsa olmazıdır.
Bu eksikliği son dönemde İran faşist molla rejimine karşı kendiliğinden gelişen kitle eylemlerinde de görüyoruz.
İran’daki kitle eylemlerinde eksik olan şey örgütlü, güçlü komünist önderliğin olmamasıdır. Bu olmadıkça kitlelerin eylemleri, isyanı sonuçta emperyalistlerin dünyayı paylaşım dalaşında, ülkelerde egemenlerin iktidar dalaşında araçsallaştırılabiliyor. Nitekim ABD, İsrail eylemlere destek verdiklerini duyurdu. Daha da ileri giden ABD Başkanı Donald Trump, “İran'ın protestocuları öldürmesi durumunda ülkesinin müdahale edeceğini” söyledi.
Kitle eylemlerini araçsallaştırılmasını engellemenin, İran halklarının eylemlerini bir hedefe yönlendirmenin/ulaştırmanın yolu İran’da da devrimci, komünist bir partinin yaratılmasıdır. İran’da da sınıf bilinçli işçiler bütün güçleriyle komünist önderlikler yaratmaya yönelmelidirler. Bu kitle eylemlerinin/ayaklanmalarının başarılı olması için olmazsa olmazlardan birisidir.
Bugün İran’da kitle eylemlerinin Mahsa Amini’nin katledilmesiyle başlayan, başını kadınların çektiği devrimci ayaklanmaya dönüşüp dönüşmeyeceğini önümüzdeki dönemde göreceğiz.
2 Ocak 2026

SDG ÜZERİNDE ENTEGRASYON BASKISISuriye Hükümeti ile Demokratik Suriye Güçleri (SDG) arasında Suriye ordusuna entegrasyon...
23/12/2025

SDG ÜZERİNDE ENTEGRASYON BASKISI

Suriye Hükümeti ile Demokratik Suriye Güçleri (SDG) arasında Suriye ordusuna entegrasyon görüşmeleri sürerken, 22 Aralık’ta Halep’te taraflar arasında şiddetli çatışmalar yaşandı.
DSG tarafından yapılan resmi açıklamada, çatışmaların Şam hükümeti Savunma Bakanlığı’na bağlı grupların Halep’teki Şeyhan Meydanı’nda bulunan bir asayiş noktasına saldırmasıyla başladığı vurgulanırken, Suriye Savunma Bakanlığı ise yaptığı açıklamada çatışmaların SDG güçlerinin aniden ortak güvenlik noktalarından çekilerek Suriye askerlerine ateş açmasıyla başladığı belirtildi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Şam’a gerçekleştirdikleri ziyaretin ardından başlayan çatışma 1 Nisan 2025’te yapılan anlaşmayı yeniden gündeme getirdi.
SDG ve HTŞ, 1 Nisan 2025’te Şam’da imzalanan bir anlaşma ile “Suriye’nin geleceği için işbirliği yapma”, “Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve birliğini koruma”, “Kürt toplumunun haklarını güvence altına alma” ve “siyasi çözüm için diyaloğa girme kararı” almıştı.
Halep’in iki Kürt mahallesi Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallesi 10 Mart anlaşmasının hayata geçirilmesi yönünde pilot bölge olarak seçildi. Mutabakat gereği SDG güçleri Halep’ten çekilip Fırat’ın doğusuna geçti. Geride asayiş güçleri kaldı, bunların da İçişleri Bakanlığı bünyesinde varlık göstermesi öngörüldü. Pilot bölgenin entegrasyonu için bir rota çizildi. İki mahallenin sivil meclislerinin de yerel idare ile (Halep valiliği ve idari yapıları ile) birleştirilmesi yönünde yapılan plan sahada uygulanamadı. SDG çekildikten sonra iki mahalle kuşatma altına alındı ve yer yer çatışmalar yaşandı.

Entegrasyon baskısı artıyor!
10 Mart 2025 tarihinde Ahmet Şara ile SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında 8 maddelik bir antlaşma imzalandı. Anlaşma, yıl sonuna kadar tamamen hayata geçirilmesi için tarafları çalışmalar yürütmekle yükümlü kılıyor.
Türkiye anlaşma yükümlülüklerini yerine getirmesi için SDG’ye aba altından sopa gösteriyor. Dışişleri Bakan sık sık “Askeri yola başvurmak istemiyoruz. Sabrımız tükeniyor!” açıklaması yapıyor.
SDG üzerinde entegrasyon baskısı sürerken, 17 Aralık’ta Şam’ın entegrasyon teklifini SDG’ne resmen ilettiği haberi medyaya düştü.
Habere göre;
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra, Şam’ın 13 maddelik entegrasyon yol haritasını SDG’ye resmen iletti.
13 maddeden oluşan Şam’ın son teklifine göre SDG, Suriye ordusu içinde üç ayrı tümen halinde yeniden örgütlenebilecek.
Anlaşmanın şartlarına göre, SDG üç ayrı tümen halinde yapılandırılmış birleşik bir güç olarak faaliyet göstermeye devam edecek.
Birinci tümen, Suriye’nin kuzeydoğu sınırlarını güvence altına almakla görevli Sınır Koruma Tümeni olacak.
İkinci tümen, SDG’nin mevcut kadın birimlerini koruyacak Kadın Tümeni olacak.
Üçüncü tümen ise, aşırılıkçı gruplara karşı operasyonlarda doğrudan Suriye hükümeti ile koordinasyon sağlayacak Terörle Mücadele Tümeni olacak.
SDG, Suriye ordusunun Kuzeydoğu Suriye’deki varlığını sınırlamakta ısrar ediyor ve sadece kendi üç tümeninin Fırat’ın doğusunda konuşlandırılmasını talep ediyor.
Önerinin en önemli noktalarından biri anlaşmanın Şam hükümetinin ordu veya güvenlik birimlerinden hiçbir birimin kuzeydoğu Suriye’ye girmesine izin verilmeyeceğini taahhüt etmesi. Bu da SDG’nin bölge üzerindeki özerk kontrolünü fiilen koruması anlamına geliyor.
Şam, SDG’ye devletin askerî ve güvenlik kurumlarında önemli temsil hakkı vermeyi kabul etti. Anlaşma, savunma bakan yardımcısı, içişleri bakan yardımcısı ve genelkurmay başkan yardımcısı olmak üzere üç bakan yardımcılığı görevinin SDG adaylarına tahsis edilmesini öngörüyor.
Öte yandan SDG’nin üst düzey 70 askerî isminin yeni Suriye ordusuna entegrasyonu ve yeniden yapılandırılmış Suriye ordusunun liderlik pozisyonları için listelendiği bildiriliyor. (https://t24.com.tr/)
18 Aralık’ta Rojava Özerk Yönetimi Müzakere Komitesi, DSG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda ön anlaşma sağlandığını, kurumların işleyişiyle ilgili detayların görüşüldüğünü duyurdu.
Açıklamada, “Suriye ordusunun askeri yapılanması içinde 3 DSG biriminin tutulması konusunda ön anlaşmaya varıldığı belirtildi.
Açıklamada, “Her iki taraftan uzman komiteler aracılığıyla kurumların örgütsel yapısının detayları üzerinde görüşmeler yapılıyor. Yakın gelecekte somut adımların atılması bekleniyor” ifadelerine yer verildi. (https://www.rudaw.net/)
SDG’nin üç ayrı tümen halinde Suriye Ordusu’na katılması konusunda ön mutabakat sağlandığı haberleri medyaya yansısa da, gerek Özerk Yönetim, gerekse Şam yönetimi bu haberleri doğrulamış ve resmi açıklama yapmış değil.
T.C. devletinin tavrı ise SDG’nin iç bütünlüğünü koruyarak Suriye Ordusu’na katılması yerine, kendisini dağıtarak katılması yönündedir.

Özerk yönetim ne istiyor?
Rojava’da özerk yönetim elinde tuttuğu bölgesel iktidarını, kurulacak yeni bir Suriye rejimi içinde, iktidardan pay alma karşılığında dağıtmak istemiyor. Rojava’daki yapıyı korumak için silahlı gücünü Suriye merkezi ordusu içinde çözme planını reddediyor. Bölgede, âdemi merkeziyetçi bir yapı içinde iktidarını sürdürmek istiyor. T.C. bunu kendisine yönelik bir tehdit olarak algılıyor ve devam eden pazarlıklarda, eğer Rojava’daki özerk bölge yönetimi tavrında ısrar ederse, askeri yola başvurmak ile tehdit ediyor.
İsrail de devam eden süreci akamete uğratmak için açıkça Suriye’de merkezi bir devlet örgütlenmesini engellemeye çalışıyor. İsrail’in Suriye planı 4 ayrı devletten oluşuyor. Güney’de aslında Golan Tepelerinin işgalinin devamı olan doğrudan İsrail’in kontrolünde bir Dürzi devleti, Akdeniz kıyısında bir Nusayri devleti, Kuzey Batı Rojava’da Kürdistan devleti, ülkenin geri kalan kısmında bir Sünni Arap devleti.
Ortadoğu’da kurulmaya başlanan yeni düzende Suriye’nin ne olacağı konusunda iki ayrı plan, program çatışıyor. HTŞ ve Türkiye’nin planı, bütün Suriyeli güçlerin içinde bir biçimde yer alacağı, HTŞ’in başat güç olduğu merkezi bir Suriye devleti ve İsrail’in dört ayrı devlete bölünmüş yeni Suriye planı.
Rojava’da belirleyici emperyalist güç olan ABD emperyalizmi, bir yandan SDG silahlı güçlerinin Suriye ordusuna entegre olmasını savunurken, diğer yandan Pentagon SDG’ye silah ve para desteğini sürdürüyor. Aynı zamanda ABD İsrail’i de destekliyor. Bu nedenle ABD’nin Suriye tavrı ikirciklidir.
Türkiye ve ABD’nin Suriye planı örtüşse de sürecin nereye doğru evrileceği henüz belli değil, Suriye’de çok seçenekli bir satranç oynanıyor ve bu satrançta oyun kurucu ABD’dir!
Suriye’de emperyalist büyük güçler arasında paylaşım dalaşı yaşanıyor. Emperyalistler, işbirlikçileri, gerici bölge devletleri paylaşımdan pay kapmaya çalışıyor.
Emperyalist paylaşımdan en fazla zararı gören işçiler, emekçiler, ezilen halklardır. Çıkarlar için birbirine kırdırılan, ölen, yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakılan onlardır.
Suriye’nin kaostan çıkmasının tek yolu vardır:
Suriye’de çeşitli ulus ve milliyetlerden işçiler, emekçiler, ezilenler, halklar için tek gerçek çözüm, ulusların ayrılma hakkına sahip olduğu, özgür bir ortamda tüm milliyetlerin eşit koşullarda yan yana yaşadığı, demokratik federatif bir Suriye devletidir.
Ancak bunun emperyalizmin, kapitalizmin egemenliği şartlarında gerçekleşmesi mümkün değildir.
Suriye’de gerçek çözüm işçi sınıfı önderliğinde devrimdedir.
Devrimci, komünist güçlerin güncel zayıflıkları sonucu, bugün Suriye’de olan öncelikle T.C. ile İsrail arasında Suriye üzerinde egemenlik dalaşıdır. Bu dalaş sonucu olarak ortaya çıkacak yeni yapılanmalar, bunlar ne olursa olsun, Suriye’de yaşayan halklara özgürlük, demokrasi vb. getirmeyecektir. Yürüyen çatışmalar, savaşlar emperyalist ve gerici çıkarlar için yürümektedir. Halklar bu savaşlarda tüketilen malzeme konumundadır. Bu çatışma ve savaşların derhal durdurulması halkların yararındır.
Halklar kendi burjuvazilerine ve onların gerisindeki emperyalist güçlere karşı kendi savaşlarını örgütlemeli, yürütmelidirler.
23 Aralık 2025

Dünya işçi sınıfının ve Sovyet halklarının önderi Stalin 21 Aralık 1879’da Tiflis Guberniyası’na bağlı Gori kentinde dün...
19/12/2025

Dünya işçi sınıfının ve Sovyet halklarının önderi Stalin 21 Aralık 1879’da Tiflis Guberniyası’na bağlı Gori kentinde dünyaya geldi.
Stalin, Lenin'in ölümünden sonra, onun tutarlı ve sağlam bir öğrencisi olarak; her türlü muhalefetin (Marksizm’i savunma adına ortaya çıkan her türlü muhalefetin) esas saldırı hedefi hâline gelmiştir. Gerçek saldırıya uğrayan, onun şahsında Leninizm olmuş, O, Leninizm’i "muhalifleri"ne karşı savunmuştur.
Stalin'in sağlığı döneminde; "muhalif”lere karşı verilen ideolojik mücadele ile bütün bu "muhalifler" Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) ve Dünya Komünist Hareketi içinde teşhir ve tecrit olmuşlar; bir dizi ideolojik mücadele Stalin önderliğinde Leninizm’in zaferi ile sonuçlanmıştır.
Sosyalizmi, Sovyetler Birliği’ndeki sosyalizm kazanımlarını ve bu kazanımların öncüsü olan Stalin’i savunmak tarih alanındaki mücadelenin bir parçasıdır.
Stalin’i savunmak, Marksizm-Leninizm’in savunulması ve tarihin çarpıtılmasına karşı mücadeledir. Stalin’i savunmak bilimsel sosyalizmi savunmaktır.
Stalin’i savunmak; marksist-leninist ilkelerin hayata geçirilmesi noktasındaki sabır, inanç, disiplin ve çelik irade demektir.
Stalin, sosyalizm inşasının tartışmasız önderidir.
Stalin’in savunduğu marksist-leninist ideoloji ve sosyalist pratiği yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Stalin ve Sovyetler Birliği’nin kazanımları savunulmadan Marksizm-Leninizm savunulamaz!
Marx, Engels, Lenin ve Stalin’in eserleri ve öğretileri, tek tek ülkelerde, söz konusu ülkelerin somut şartlarına göre gerçekleştirilecek anti-emperyalist, demokratik ve sosyalist devrimlerle, dünyanın içinde bulunduğu, tehlike çanları çalan durumundan nasıl kurtulabileceğinin yolunu gösteriyor. Stalin’in önderliğinde Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşası deneyimi, başka bir dünyanın mümkün olduğunu; kapitalizm içinde ve kapitalizmle bir başka dünya değil, kapitalizmsiz bir dünya, sosyalist, komünist bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyor.

ABD EMPERYALİZMİ VENEZUELA DEVLETİNİN VARLIĞINI HİÇE SAYIYOR!ABD emperyalizmi Venezuela’ya saldırmak, Venezuela Devlet B...
18/12/2025

ABD EMPERYALİZMİ VENEZUELA DEVLETİNİN VARLIĞINI HİÇE SAYIYOR!

ABD emperyalizmi Venezuela’ya saldırmak, Venezuela Devlet Başkanı Maduro yönetimini yıkıp yerine kendi denetiminde kukla yönetim oluşturmak için hazırlıklarını ve saldırılarını sürdürüyor.
Karayip Denizi’nde Venezuela’yı abluka altına alan ABD, Venezuela petrol tankerlerini de bloke ediyor.
Trump, Venezuela yönetimini "yabancı terör örgütü" olarak tanıdıklarını açıkladı ve yaptırıma tabi tüm Venezuela kaynaklı petrol tankerlerinin bloke edilmesi talimatını verdiğini duyurdu.
Trump, "Bu kuşatma daha da büyüyecek ve onlara yaşatacağı şok, daha önce gördükleri hiçbir şeye benzemeyecek. Ta ki bizden daha önce çaldıkları tüm petrolü, toprağı ve diğer varlıkları ABD’ye iade edene kadar" dedi.
ABD emperyalizmi Nicolas Maduro yönetimini devirmenin yanı sıra, Venezuela’nın petrol ve diğer yeraltı kaynaklarına sahip olmak istiyor. Trump bu amacı açık seçik dile getiriyor.
Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine ve önemli miktarda altın, demir, bakır ve diğer madenlere sahip olmasıyla doğal kaynaklar açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir.

ABD emperyalizmi Venezuela devletinin egemenliğini hiçe sayıyor!
ABD, Venezuela’da kendi çıkarlarına zarar veren, kontrolü dışına çıkan Chavenistlerin iktidarını yıkıp, yerine kendi çıkarlarını savunan burjuvaziyi iktidara getirmek istiyor.
Her devlet gibi Venezuela da egemen bir devlettir. ABD emperyalizmi Venezuela’nın devlet egemenliğini, devlet olarak varlığını hiçe sayıyor. Venezuela’yı abluka altına alıyor. Tehdit ediyor. Gemilerini batırıyor, sivil vatandaşlarına zarar veriyor. Bunu da kendi emperyalist emelleri için yapıyor.
Hiçbir devletin başka bir devlete saldırma, onu işgal etme hakkı yoktur. Devletlerin yönetimi ne olursa olsun, her devletin yaşama hakkı vardır.
ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik fiili askeri saldırılarına karşıyız. Venezuela devletinin egemenlik haklarına sahip çıkıyoruz. Venezuela devletinin egemenlik haklarına sahip çıkmamız, Venezuela’da ulusal burjuvazinin iktidarını desteklediğimiz anlamına gelmez. Bir devletin egemenlik haklarına sahip çıkmak ile o devletteki yönetimi desteklemek iki farklı şeydir.
Venezuela’da işçilerin ve emekçilerin görevi; bir yandan ABD emperyalizminin saldırılarına karşı ülkelerinin bağımsızlık mücadelesinin en ön saflarında savaşırken, aynı zamanda burjuvazinin iktidarına karşı bağımsız sınıf mücadelesi yürütmek, burjuva iktidarını devrimle yıkmak için örgütlenmek ve mücadele etmektir.
Karayiplerde savaşa hayır!
Kahrolsun ABD emperyalizmi!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
18 Aralık 2025

Address

Asmalımescit Mahallesi, Terkos Çıkmazı, Terkos Han No 1/71
Istanbul
34421

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mücadeleye ÇAĞRI posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Mücadeleye ÇAĞRI:

Share

Category